top of page
  • Alben Akademi LinkedIn hesabı
  • Alben Akademi Instagram hesabı
  • Alben Akademi X hesabı
  • Whatsapp

YETİŞKİNLER İÇİN OYUNUN CİDDİYETİ

Modern dünyada üretkenlik ve çalışma genellikle ciddiyet, disiplin ve katı kurallarla bağdaştırılır. Ancak insanı sadece düşünen (Homo Sapiens) ya da üreten (Homo Faber) bir varlık olarak tanımlamak eksik kalır. Johan Huizinga’nın kült eseri Homo Ludens’te ortaya koyduğu gibi, insan her şeyden önce "oynayan" bir varlıktır. Oyun, kültürün ve toplumsal yaşamın temelinde yer alır.

"Kültür oyundan doğar; oyun olarak gelişir." — Johan Huizinga, Homo Ludens

Gerek akademik alanda verdiğim derslerde gerekse farklı sektörlerden kurumsal şirketlerle ya da özel gruplarla yaptığım eğitimlerde temel felsefem tam olarak bu içgüdüye dayanıyor: İnsan eğlenerek, haz alarak ve oynayarak öğrenir, gelişir, uyumlanır ya da gerektiğinde ayrıksılaşır. Motivasyonun, neşenin ve oyun oynama güdüsünün kaybedildiği yerde üretim taklitçileşir, verimsizleşir, tekrara düşer ve hatalarla dolmaya başlar. Kolektif bir yaratıcılık inşa etmek ve bir arada çalışabilme halini korumak, içimizdeki o saf oyun oynama motivasyonunu canlı tutmaktan geçer.

Eğitimlerimde uyguladığım egzersizler bazen karmaşık bir grup dinamiğini yönetmeyi, bazen de çok basit bir kovalamacayı içerir. Buradaki amaç, yetişkin yaşamının getirdiği o katı kabukları kırarak insanın doğasında zaten var olan, o unuttuğumuz saf oyun güdüsünü yeniden uyandırmaktır. Tiyatro temelli yaklaşımlarla kurgulanan bu süreçte katılımcılar; zaman yönetimi, liderlik, topluluğu ortak bir amaç doğrultusunda motive etme ve kriz anlarında refleks geliştirme gibi yönetsel becerileri doğrudan oyunun içinde deneyimlerler.

Algının Dört Temel Sütunu: Bakmak, Görmek, Duymak, Dinlemek

Çalışmalarımın omurgasını oluşturan en önemli felsefe, yüzeysel algılar ile derinlikli kavrayış arasındaki farktır. Birlikte üretmenin, kolektif bir bağ kurmanın ve hakikate ulaşmanın yolunun, bu duyusal ve zihinsel eşikleri doğru aşmaktan geçtiğine inanıyorum.

Eğitimlerdeki tiyatro temelli pratiklerde, katılımcılara bu eşikleri teorik olarak anlatmak yerine, "oyun oynamanın" gücünü kullanarak doğrudan bedenleriyle ve alanla deneyimleyecekleri egzersizler kurguluyorum. Çünkü insan, ezberlediği bilgiyi değil, bizzat deneyimlediği yanılgıyı ve keşfi dönüştürebilir.

Bakmak ve Görmek: Konfor Alanından Sıyrılmak

Bakmak, gözün fiziksel bir eylemidir; sadece yüzeyi, anlık formu kaydeder. Görmek ise bakılan şeyi anlamlandırmak, onu çözümlemek, arkasındaki mantığı ve yapıyı kavrayabilmektir.

Eğitimlerdeki egzersizlerden sonra insanlar genellikle dış dünyaya "baktıklarını" ama aslında sadece kendi zihinsel konforlarına, kendi alışkanlıklarına göre o durumu ya da olayı "algıladıklarını" keşfediyorlar. Örneğin, kolektif bir zincir içinde bir bedenin duruşunu, bir hareketin biçimini aktarmaya çalıştığımız egzersizlerde, zincirin sonuna gelindiğinde ilk baştaki saf gerçekliğin tamamen değiştiğini; her bireyin o formu kendi rahatına, kendi algıda seçiciliğine göre büküp yeniden ürettiğini çıplak bir gözle görüyoruz. Yani aslında algıladığımız, hatta kimi zaman gözümüzle gördüğümüze inandığımız şey çoklukla saf gerçeklik değil, kendi içimizdeki şablon oluyor.

"Sadece baktığımız şeyleri görürüz. Bakmak bir seçme eylemidir... Asla sadece bir nesneye bakmayız; nesneyle bizim aramızdaki ilişkiye bakarız her zaman." — John Berger, Görme Biçimleri

İş hayatında ve topluluklarda yaratıcılığı tıkayan şeyin de bu olduğuna inanıyorum. Karşımızdaki işe, ürüne ya da insana sadece kendi "konfor alanımızdan" bakarız. Gerçek anlamda görmek ise kendi alışkanlıklarımızı bir kenara bırakıp o an karşımızda duran biçimin, insanın veya problemin kendi hakikatini tüm çıplaklığıyla çözümleyebilme cesaretinde gizlidir.

Duymak ve Dinlemek: Kendi Sesini Susturup Ötekine Alan Açmak

Duymak, işitsel bir uyaranın kulak tarafından pasif bir şekilde algılanmasıdır; ortamdaki gürültüyü ayırt etmeden işitiriz. Dinlemek ise o sesin, o cümlenin, o sessizliğin içine yerleşmesi; bir anlama, empati kurma ve derin bir idrak eylemini başlatmaktır.

Tıpkı görme pratiklerindeki gibi, işitsel ve ritmik olarak uygulattığım kolektif egzersizlerde de katılımcıların "duymak" ile "dinlemek" arasındaki o devasa uçurumla yüzleşmesini sağlıyorum. Genellikle iletişim kazalarının ya da ekip içi çatışmaların temel nedeni, insanların karşısındakini dinlemek yerine sadece sıranın kendisine gelmesini beklemesidir.

"Momo öyle bir dinliyordu ki, aptal insanların aklına birdenbire soylu düşünceler geliyordu... Momo’nun yanında oturup da onun dinlemesini beklemek bile insanı bir anda kendi hakikatine yaklaştırırdı. Çünkü onun dinlemesinde büyük bir niyet ve dikkat vardı." — Michael Ende, Momo

Eğitimlerdeki amacım da ekipleri birer "Momo"ya dönüştürmek. İnsan ancak kendi iç sesini, ön yargılarını ve bir sonraki vereceği cevabın hazırlığını susturabilirse karşıdakini gerçekten dinleyebilir. Dinlemek, edilgen bir suskunluk değil; aktif bir şefkat ve alan açma eylemidir.

Karşılaşmanın ve Yaratmanın Cesareti

Rollo May, Yaratma Cesareti kitabında yaratıcı sürecin temeline "karşılaşma" (encounter) kavramını koyar. May’e göre yaratıcılık; sanatçının veya bireyin kendi dünyasıyla, çevresiyle kurduğu o çok yoğun, bilinçli ve derin karşılaşmadan doğar.

Bu karşılaşma cesareti, başta bahsettiğim o hayati kavramı, yani 'ayrıksılaşmayı' doğurur. Modern kurumsal kültür, ekiplerden sürekli bir 'uyumlanma' ve homojenleşme bekler. Oysa oyunun özgürleştirici alanı, insanı sadece ekibin uyumlu bir parçası yapmakla kalmaz; ona sürüden ayrılma, ezber bozma ve kendi özgün sesini bulma alanı da açar. Bakmayı görmeye, duymayı dinlemeye dönüştüren bir birey, ekibin içinde kaybolmaz; aksine, gerektiğinde o yapıcı ayrıksılığı sergileyerek inovasyonu ve asıl yaratıcı liderliği tetikler.

Eğer bir ekip içinde birbirimize sadece "bakıyor" ve birbirimizi sadece "duyuyorsak" orada gerçek bir karşılaşma gerçekleşemez. Gerçek karşılaşma; bakmayı görmeye, duymayı ise derin bir dinlemeye dönüştürürdümüz o kırılma anında başlar. Tüm bu egzersizler, katılımcılara tam olarak bu karşılaşmanın provasını yaptırır. Bu eşik aşıldığında ortaya çıkan şey; şefkat, ortak akıl, hata yapmaktan korkmayan kolektif bir cesaret ve nihayetinde üretimin en saf hali, yani hakikattir. Berna ADIGÜZEL ALBEN

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page