top of page

İmla Özendir: Yazıda Temiz Tabak Meselesi

Güncelleme tarihi: 9 Haz

Bir restoranda önümüze kirli bir tabak geldiğinde, meseleyi yalnızca bir hijyen sorunu olarak görmeyiz. O tabak bize çok daha derin bir şey fısıldar:  Burada özen eksik.

Yemek ne kadar kusursuz olursa olsun, sunulduğu yüzey lekeliyse iştahımız bıçak gibi kesilir; aldığımız keyif bile değişir. Çünkü insan yalnızca önüne konan yemeğe değil, kendisine nasıl davranıldığına da bakar. Temiz tabak yemeğin kendisi değildir belki; ama o yemeğe, dolayısıyla size gösterilen saygının ilk ve en somut işaretidir.

Yazıda imla tam olarak böyledir: Cümlenin tabağıdır.

Bir fikri nasıl sunduğumuz, çoğu zaman o fikrin kendisinden daha belirgindir. Çünkü yazı yalnızca kuru bir bilgi taşıyıcısı değildir; dikkat taşır, tavır taşır, en önemlisi de bir temsil taşır. Karşımızdaki insana nasıl yaklaştığımızı, onu ne kadar ciddiye aldığımızı ve kendi sözümüze ne kadar değer biçtiğimizi belli eder. Bu yüzden imla, sıkıcı bir kurallar manzumesi değil; rafine bir özen biçimidir.

Bir e-posta hayal edelim. İçinde muazzam bir fikir, üzerine günlerce düşünülmüş, emek verilmiş harika bir çözüm önerisi var. Ama baştan sona noktasız, virgülsüz, küçük harflerin birbirine karıştığı, aceleyle geçiştirilmiş bir metin... O metin karşı tarafa yalnızca o parlak fikri ulaştırmaz; beraberinde bir dağınıklık, bir umursamazlık, bir "buna yeterince bakılmamış" hissi de gönderir. Tıpkı şahane bir yemeğin lekeli bir tabakta masaya gelmesi gibi.

Elbette hiç kimse her an kusursuz yazmak zorunda değil. Hepimiz koşturuyoruz, çoğunlukla telefondan, hareket halindeyken yazıyoruz. Gün içinde yetişmesi gereken işler, saniyeler içinde cevaplanması gereken mesajlar var. Ama mesele zaten bir kusursuzluk hatası değil; mesele, yazıya o küçük ama hayati dikkati göstermeyi seçip seçmemek.

Çünkü yazı, insanın yokluğunda da onu temsil eder.

Siz odada yokken e-postanız oradadır. Siz o toplantıdan çoktan çıkmışken, geride bıraktığınız not masadadır. Siz henüz kendinizi sözlü olarak ifade etme fırsatı bulamamışken; teklif metniniz, raporunuz, hatta kurum dışına gönderdiğiniz tek bir cümle bile sizin adınıza konuşmaya, hakkınızda bir hüküm vermeye başlamıştır.

İş dünyasında yazının ağırlığı tam olarak buradan gelir. Kurum içi yazışmalardaki özensizlik kişisel bir imaj hasarı yaratırken, kurum dışına çıkıldığında mesele çok daha büyür. Artık yalnızca siz değil, arkasındaki koca bir yapı da o metnin piksellerinde görünür olur. Tek bir harf hatası dünyayı yıkmaz belki; ama süreklilik arz eden o özensiz cümleler bir süre sonra bir kurumsal karaktere dönüşür. Kullandığınız dil, karşı tarafta ya güven inşa eder ya da sessiz bir güvensizlik üretir.

İmla bu yüzden asla küçük bir ayrıntı değildir.

Küçük görünen detayların bütüne nasıl sirayet ettiğini hayatın her kırılımında görürüz. Bir masanın düzeni, bir selamın tonlaması, bir toplantıya tam vaktinde girmek, bir dosya adını doğru kodlamak... Bunların hiçbiri tek başına devasa devrimler değildir. Ama hepsi yan yana geldiğinde, bize o insanın iş yapış ahlakı hakkında eksiksiz bir portre sunar. Yazıda da nokta, virgül, büyük harf veya o nefes aldığımız paragraflar metnin dekoru değil, ana taşıyıcı kolonlarıdır. Okurun o fikre hangi kapıdan gireceğini onlar belirler.

Bugün elimizde her zamankinden daha fazla enstrüman var; otomatik düzeltmeler, yazım denetleyicileri, yapay zekâ destekli uygulamalar... Bütün bu dijital asistanlar insanın yerini almak için değil, tam aksine insanın o özenini daha parlak, daha görünür kılmak için varlar. Yeter ki sorumluluğu tamamen onlara devretmeyelim. Çünkü hiçbir yazılım bizim yerimize muhatabımızı önemseyemez. Hiçbir dijital araç, bir metni neden yazdığımızı, karşı tarafta nasıl bir duygu bırakmak istediğimizi bilemez. Araçlar yazıyı temizleyebilir ama o özen hissini sadece insan kurabilir.

Bir metni "gönder" butonuna basmadan önce sadece bir kez daha okumak, çok basit bir refleks gibi görünebilir. Ama o ikinci bakışta cümlenin gereksiz sertliğini fark ederiz, eksik bıraktığımız bir eki yakalarız, yanlış giden bir kelimeyi doğrulturuz. Hatta bazen durup şunu fark ederiz: Ben aslında kendimi böyle ifade etmek istemiyorum.

İşte imla, tam olarak bu ikinci bakışın; yani kendimize, kelimelerimize ve muhatabımıza tanıdığımız o saygın esin adıdır.

Temiz tabak yemeği mucizevi şekilde lezzetli kılmaz; ama kirli bir tabak, en harika yemeğin bile değerini yerle bir eder. İmla da fikrin kendisi değildir belki ama o fikrin kalbe ve zihne kabul edilme biçimidir. Metne gösterdiğimiz özen, içindeki düşüncenin ciddiye alınma ihtimalini doğrudan belirler.

Belki de yazarken kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:

Bu metin, karşımdaki insana yalnızca ne söylediğimi mi gösteriyor; yoksa ona ne kadar özen gösterdiğimi de hissettiriyor mu?

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page